Kapımızın önünde bile güvende miyiz?
Bir kentin güvenli olup olmadığını anlamak için yalnızca suç istatistiklerine bakmak yeterli değildir. Bazen tek bir sokakta yaşanan birkaç saniye, onlarca tablodan daha fazla şey anlatır.
Buca’da yaşanan son olay da tam olarak böyle.
Çocukların bulunduğu, insanların kapılarının önünde oturduğu sıradan bir sokak… Günlük hayat kendi akışında devam ederken bir kişi geliyor ve silahını çıkararak ateş etmeye başlıyor.
Burada üzerinde durmamız gereken yalnızca tetiği kimin çektiği değil.
Asıl soru şu:
Biz ne kadar güvendeyiz?
Evimizin kapısının önünde otururken, çocuğumuzu sokağa oyun oynamaya gönderirken, akşam marketten dönerken ya da yalnızca mahallemizde yürürken başımıza ne gelebileceğini düşünmek zorunda mıyız?
Bir insanın sokak ortasında silahını çıkarıp ateş edebilme cesaretini kendinde bulması, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir güvenlik sorunudur.
Üstelik mesele yalnızca Buca da değil.
Son dönemde kavga, husumet, tartışma veya son derece basit nedenlerle başlayan olayların silahlı saldırıya dönüştüğüne ilişkin haberlerle çok sık karşılaşıyoruz. Bir tartışmanın birkaç saniye içerisinde silahların konuştuğu bir olaya dönüşmesi artık bizi yeterince şaşırtmıyorsa belki de en büyük tehlike burada başlıyor.
Çünkü şiddetin sıradanlaşması, şiddetin kendisi kadar tehlikelidir.
Bugün haber merkezlerine düşen bir silahlı saldırı haberi birkaç saat konuşuluyor. Görüntüler izleniyor, sosyal medyada paylaşılıyor, ardından başka bir gündem geliyor.
Peki o sokakta yaşayanlar?
Onlar ertesi sabah aynı kapıyı açıyor.
Çocuklar yine aynı sokaktan geçiyor.
Aileler yine aynı mahallede yaşamaya devam ediyor.
Bir kurşunun kime isabet edeceğini seçme şansı yok. Husumetin tarafı olmanız da gerekmiyor. Yanlış zamanda yanlış yerde bulunmanız yeterli.
İşte bu nedenle sokaklardaki silahlı şiddet yalnızca saldırgan ile hedef aldığı kişi arasındaki bir mesele olarak değerlendirilemez. Bu, doğrudan toplumun tamamının güvenliğiyle ilgilidir.
SİLAHA ULAŞMAK NEDEN BU KADAR KOLAY?
Her silahlı olayın ardından sormamız gereken sorulardan biri de bu.
Bu silah nereden geldi?
Ruhsatlı mıydı, ruhsatsız mıydı?
Ruhsatsızsa bir kişinin eline nasıl geçti?
Silah taşıyanlara yönelik denetimler yeterli mi?
Bunlar bir olay yaşandıktan sonra birkaç gün konuşulup unutulacak sorular olmamalı.
Emniyet güçlerinin olay gerçekleştikten sonra şüphelileri yakalaması elbette önemlidir. Ancak gerçek başarı, yalnızca suçlunun olaydan sonra yakalanması değildir. Asıl hedef suçun gerçekleşmesini mümkün olduğunca engellemek olmalıdır.
Bunun yolu da sokaktaki denetimden ruhsatsız silahlarla mücadeleye, suç riski yüksek bölgelerin tespitinden mahallelerdeki güvenlik önlemlerine kadar çok yönlü bir politikadan geçiyor.
Çünkü vatandaşın beklentisi oldukça basit:
Kapısının önünde korkmadan oturabilmek.
Çocuğunu sokağa gönderdiğinde sürekli pencereden kontrol etmek zorunda kalmamak.
Gece evine dönerken arkasına bakmadan yürüyebilmek.
Bunlar bir kentte yaşayan insanların ayrıcalığı değil, en temel hakkıdır.
Buca’daki saldırıda çocukların bulunduğu bir ortamda silahın ateşlenebilmiş olması ise meselenin ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bugün o kurşun bir kapıya, duvara veya boşluğa gidebilir.
Yarın?
İşte o sorunun cevabını acı bir haberin ardından vermemek için bugünden konuşmak gerekiyor.
Yetkililerin yalnızca gerçekleşen olayların faillerini bulmasını değil, bu olayların neden bu kadar rahat gerçekleşebildiğini de sorgulamasını beklemeliyiz.
Çünkü güvenlik, siren sesini olaydan sonra duymak değildir.
Güvenlik, o silahın sokakta hiç ateşlenmemesini sağlayabilmektir.
Ve artık hepimizin yüksek sesle sorması gereken soru da tam olarak budur:
Kendi evimizin kapısının önünde bile güvende değilsek, nerede güvendeyiz?

Anıl ARABACI
Yazarın profiline ve diğer yazılarına git

