22 Eylül 2026, Salı
48,8173
56,0127
65,3137
6.835,06
13.337,69
SON HABERLER
Yazar YazılarıBerzan KESKİN

Yarını Beklemek Değil, Bugünü Kurmak: Gençlik ve Sivil Toplumun Dayanışma Köprüsü

Yayın: 17/09/2026 12:23Güncelleme: 17/09/2026 12:2316 okunma

Geleneksel toplumsal anlatıda gençlere biçilen rol genellikle bellidir: “Siz geleceğimizin teminatısınız.” İlk duyulduğunda motive edici görünen bu cümle, derinlemesine incelendiğinde örtük bir erteleme mekanizmasını barındırır. Gençliği sürekli “hazırlanan”, “bekleyen” ve “zamanı geldiğinde direksiyona geçecek olan” bir aktör olarak konumlandırmak, onların bugünkü karar mekanizmalarına katılım talebini görünmez kılar. Oysa bugün toplumsal değişimin dinamiği, geleceği beklemekten değil, bugünü dönüştürme iradesinden doğuyor. Bu iradenin somutlaştığı en hayati alan ise hiç şüphesiz sivil toplumdur.

Günümüz gençliği; ekonomik belirsizlikler, iklim krizi ve dijital dönüşümün getirdiği hızlı değişimlerle biçimlenen karmaşık bir çağın ortasında yaşıyor. Bu çok boyutlu sınamalar karşısında hiyerarşik ve dikey kurumlar, gençlerin esnek, dinamik ve katılımcı beklentilerine her zaman yanıt veremiyor. İşte bu noktada sivil toplum; gençlerin sadece bir “faydalanıcı” değil, çözümün bizzat “tasarımcısı” olduğu bir alan açıyor. Dernekler, vakıflar, öğrenci toplulukları ve bağımsız gençlik ağları; gençlerin akran dayanışması kurarak kendi sorunlarına özgün yanıtlar ürettiği birer kuluçka merkezine dönüşüyor.

Gençlerin sivil topluma katılımı iki temel işlev görür. Bunlardan birincisi aidiyet ve özne olma hissidir; kendi yaşam alanını ilgilendiren kararlarda söz sahibi olan genç, topluma ve yaşadığı kente duyduğu aidiyet duygusunu güçlendirir. İkincisi ise toplumsal sermaye ve dayanışmadır; sivil alan, farklı sosyo-ekonomik arka planlardan gelen bireyleri ortak değerler etrafında buluşturarak kutuplaşmayı kırar ve toplumsal bağları sağlamlaştırır.

Öte yandan gençlerin sivil toplumla kurduğu ilişki biçimi de dönüşmektedir. Klasik ve bürokratik yapıların yerini; daha esnek, dijital araçları etkin kullanan, yatay ve proje odaklı dayanışma modelleri alıyor. Gençler artık yalnızca temsil edilmek istemiyor; doğrudan süreçlerin içinde yer alarak etki oluşturmayı hedefliyor. Sivil toplum örgütlerinin yapması gereken ise gençlere hazır reçeteler sunmak veya onları vitrin öğesi olarak konumlandırmak değil; alan açmak, dinlemek ve eşlik etmektir. Gençlerin enerjisi, dijital okuryazarlığı ve yenilikçi bakış açısı, sivil toplumun tecrübesiyle birleştiğinde toplumsal dirençlilik seviyemiz yükselir.

Sonuç olarak gençlik ve sivil toplum arasındaki bağ, bir yardım veya lütuf ilişkisi değil; toplumsal adalet ve sürdürülebilir kalkınmanın zorunlu bir şartıdır. Gelecek, uzak bir tarihte ve bizim dışımızda kurulmayacak. Bugün atılan her kolektif adım, savunulan her hak ve kurulan her dayanışma ağı, yarının toplum yapısını harç harç örüyor. Geleceği inşa etmek istiyorsak, gençliği “yarının umudu” ilan etmekten vazgeçip bugünü karar ortağı yapmak zorundayız.

Berzan KESKİN

Yazarın profiline ve diğer yazılarına git

Yorumlar

Yorum Yap

Ad soyad ve e-posta zorunludur. E-posta adresiniz yayımlanmaz.