Ölen kişinin görüntüsü ve sesi yapay zekâyla kullanılabilir mi? Hukuki boyutları nedir?
Deepfake teknolojileri, kişilik hakları, kişisel veriler ve dijital miras açısından hukuki değerlendirme;
Temel soru: Hayatını kaybeden bir kişinin görüntüsü ve sesi yapay zekâ ile yeniden üretilebilir ve o kişiye gerçekte hiç söylemediği sözler söyletilebilir mi?
Yapay zekâ teknolojilerindeki gelişmeler, bir kişinin görüntüsünün ve sesinin gerçeğe oldukça yakın biçimde yeniden oluşturulmasını mümkün hâle getirdi. Yeterli miktarda görüntü ve ses kaydı kullanılarak kişinin yüz hareketlerini, ses tonunu ve konuşma biçimini taklit eden içerikler üretilebiliyor.
Bu teknolojinin hayatını kaybetmiş kişiler üzerinde kullanılması ise Türk hukukunda henüz bütün yönleriyle özel olarak düzenlenmiş olmayan önemli bir alanı gündeme getiriyor. Konu; kişilik hukuku, fikrî haklar, kişisel verilerin korunması, miras hukuku ve bazı durumlarda ceza hukuku hükümlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor.
KİŞİLİK HUKUKEN ÖLÜMLE SONA ERİYOR
Türk Medeni Kanunu’nun 28. maddesine göre kişilik, çocuğun sağ ve tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Dolayısıyla ölen kişinin sağlığındaki kişilik hakkının aynen devam ettiğini söylemek teknik olarak doğru değildir. Ancak bu durum, kişinin ölümünden sonra adı, görüntüsü, hatırası ve şerefine yönelik her türlü kullanımın hukuken serbest olduğu anlamına gelmez. Ölüm sonrasında ortaya çıkan bazı müdahaleler, ölen kişinin yakınlarının kendi kişilik hakları ve özel kanunlardaki düzenlemeler üzerinden hukuki korumaya konu olabilir.
FOTOĞRAF VE PORTRELER İÇİN ÖZEL DÜZENLEME BULUNUYOR
Konunun önemli hukuki dayanaklarından biri 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’dur. FSEK’te kişilerin resim ve portrelerinin kullanılması ayrıca düzenlenmiştir. Bu nedenle hayatını kaybetmiş bir kişinin fotoğrafının veya görüntüsünün özellikle ticari amaçlarla kullanılması değerlendirilirken yalnızca miras hukukuna değil, kişinin görüntüsü üzerindeki hukuki korumaya ilişkin özel düzenlemelere de bakılması gerekir. Yapay zekâ bakımından sorun daha karmaşıktır; çünkü sistem mevcut bir fotoğrafı yalnızca yayımlamak yerine, mevcut görüntülerden hareketle gerçekte hiç çekilmemiş yeni bir görüntü oluşturabilir.
SES DE HUKUKEN ÖNEMLİ BİR DEĞERDİR
Benzer problem ses kayıtları bakımından ortaya çıkmaktadır. Bir kişinin ses kayıtlarından hareketle, o kişinin hiç söylemediği cümleleri kendi sesiyle söylüyormuş gibi gösterebilen sistemler bulunmaktadır. Örneğin hayatını kaybetmiş bir kişinin sesiyle “Bu ürünü tavsiye ediyorum” veya “Bu kişiye borcum bulunmaktadır” şeklinde gerçekte hiçbir zaman yapılmamış bir açıklama oluşturulması; kullanımın amacı ve sonuçlarına göre farklı hukuki sorunlar doğurabilir.
KVKK BAKIMINDAN ÖNEMLİ BİR AYRIM VAR
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kişisel veriyi, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin bilgi olarak tanımlamaktadır. Kişisel Verileri Koruma Kurulu da 18 Eylül 2019 tarihli ve 2019/273 sayılı kararında, Türk Medeni Kanunu’nun kişiliğin ölümle sona erdiğine ilişkin hükmünü dikkate alarak ölmüş kişiye ait verilere yönelik talebin KVKK’nın 11. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir. Bu nedenle “ölen kişinin bütün dijital verileri KVKK tarafından korunmaya devam eder” şeklinde genel bir kabul doğru değildir. Bununla birlikte ölen kişiye ilişkin bir veri yaşayan başka bir kişiyi de belirliyor veya onunla bağlantılı bilgi içeriyorsa, yaşayan kişi yönünden KVKK’nın uygulanması gündeme gelebilir.
DEEPFAKE AYRI BİR HUKUKİ PROBLEM
Deepfake teknolojisinde kişinin görüntüsü, sesi veya diğer ayırt edici özellikleri kullanılarak gerçeğe benzeyen ancak gerçekte meydana gelmemiş görüntü ve sesler oluşturulabilmektedir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlık artık yalnızca “Bu görüntü izinsiz mi yayımlandı?” sorusundan ibaret değildir. Buna “Bu görüntü gerçekten meydana geldi mi, yoksa yapay olarak mı üretildi?” sorusu da eklenmiştir. Bu durum özellikle dijital deliller bakımından önem taşımaktadır. Elektronik delillerin kaynağı, bütünlüğü ve doğruluğunun teknik yöntemlerle incelenmesi giderek daha önemli hâle gelmektedir.
MİRASÇILIK, SINIRSIZ KULLANIM YETKİSİ ANLAMINA GELMEZ
Bir kişinin ölümünden sonra malvarlığı değerleri kural olarak mirasçılarına geçmektedir. Ancak dijital varlıkların tamamının klasik anlamdaki bir taşınır, taşınmaz veya banka hesabıyla aynı hukuki rejime tabi olduğunu söylemek mümkün değildir. Sosyal medya hesapları, bulut depolama alanları, elektronik yazışmalar, dijital fotoğraflar, ses kayıtları ve kullanıcı hesapları farklı hukuki nitelikler taşıyabilir. Dolayısıyla kişinin mirasçısı olmak, ölen kişinin bütün dijital verileri ve kişilik unsurları üzerinde sınırsız tasarruf yetkisinin bulunduğu anlamına gelmez.
TİCARİ KULLANIM DAHA KARMAŞIK SORULAR DOĞURABİLİR
Özellikle tanınmış kişilerin ölümünden sonra yapay zekâyla reklamlarda, filmlerde veya dijital içeriklerde yeniden oluşturulması ayrı bir hukuki tartışma alanıdır. Böyle bir kullanımda kişilik değerlerinin korunması, görüntünün kullanılması, eser ve icracı hakları, sözleşmeler, mirasçıların hakları ve ticari kullanımın niteliği ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Yalnızca mirasçılardan izin alınmasının her somut olay bakımından bütün hukuki sorunları kendiliğinden ortadan kaldıracağı söylenemez.
“DİJİTAL VASİYET” KAVRAMI ÖNEM KAZANABİLİR
Mevcut hukukta “dijital vasiyet” adı altında bütün dijital varlıkları ve yapay zekâ kullanımını kapsayan bağımsız bir hukuki kurum bulunmamaktadır. Buna karşılık kişilerin ölüm sonrasında dijital hesaplarının, fotoğraflarının, ses kayıtlarının ve diğer dijital varlıklarının nasıl kullanılacağına ilişkin iradelerini hayattayken ortaya koymaları giderek önem kazanmaktadır. Üretken yapay zekânın gelişmesiyle birlikte bu irade; kişinin sesinin yeniden üretilmesi, görüntüsünden yeni videolar oluşturulması ve dijital verilerinden hareketle kendisini taklit eden bir sistem geliştirilmesi gibi konuları da kapsayabilecek bir tartışmaya dönüşmektedir.
HUKUKUN ÖNÜNDE YENİ BİR ALAN VAR
Türk hukukunda kişilik hakları, resim ve portrelerin korunması, kişisel veriler, fikrî haklar ve miras hukukuna ilişkin mevcut hükümler bu tür uyuşmazlıklarda belirli ölçüde uygulanabilir. Ancak yapay zekâ tarafından oluşturulan “dijital kişiliklerin” bütün sonuçlarını özel olarak düzenleyen kapsamlı bir sistem henüz bulunmamaktadır. Önümüzdeki dönemde; ölen kişinin sesinin yapay zekâyla üretilmesi, görüntüsünün ticari amaçlarla kullanılması, mirasçıların izin verme yetkisinin sınırı, kişinin hayattayken açıkladığı iradenin etkisi ve yapay zekâyla oluşturulan görüntü veya ses kayıtlarının delil niteliği gibi başlıkların daha sık tartışılması beklenebilir.
Teknoloji bugün bu işlemleri gerçekleştirebilecek noktaya gelmiştir. Hukukun önündeki mesele artık bunun mümkün olup olmadığı değil, hangi hukuki sınırlar içerisinde yapılabileceğidir.

Avukat Ersin KASIRGA
Yazarın profiline ve diğer yazılarına git

