6 Eylül 2026, Pazar
48,4354
56,2404
65,4549
6.898,85
14.012,42
SON HABERLER

Cevdet Yılmaz: Kritik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılmasını hedefliyoruz

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Orta Vadeli Program (2027-2029) kapsamında ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın ilk kez ayrı bir başlık altında ele alındığını belirterek, enerji ve doğal kaynaklardan gıda arz güvenliğine, kritik teknolojilerden aile ve nüfus politikalarına kadar dört temel alana odaklanılacağını açıkladı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Orta Vadeli Program (OVP)(2027-2029) Sunumu’nda Türkiye ekonomisinin gelecek üç yıllık dönemine ilişkin hedef ve politikaları değerlendirdi. Programda “Güçlü Türkiye” yaklaşımı kapsamında ekonomik güvenlik ve dayanıklılığa özel önem verildiğini belirten Yılmaz, kritik alanlarda dışa bağımlılığın azaltılmasının ve ekonominin çoklu şoklara karşı direncinin güçlendirilmesinin hedeflendiğini söyledi. Ekonomik güvenlik ve dayanıklılığın OVP’de ilk kez ayrı bir başlık olarak ele alındığını ifade eden Yılmaz, bu kapsamda dört kritik alana odaklanacaklarını bildirdi.

Açıklamada şu ifadeler yer aldı;

“Önümüzdeki üç yıla ilişkin temel politika belgemiz olan Orta Vadeli Program, Kalkınma Planımız doğrultusunda hazırlanan ve her yıl güncellenen üç yıllık bir politika çerçevesi sunmaktadır. Program, makroekonomik hedef ve tahminlerimizi, gelir ve gider ile borçlanma görünümünü, kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını ve reform gündemimizi ortaya koymakta; aynı zamanda bütçe sürecinin temel çerçevesini oluşturmaktadır. Orta Vadeli Program, her yıl olduğu gibi bu yıl da Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığımız ile Hazine ve Maliye Bakanlığımızın müşterek çalışmasıyla hazırlanmıştır. Hazırlık sürecine bakanlıklarımız ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarımız önemli katkı sunmuş; özel sektör ve meslek kuruluşlarımızın görüş ve değerlendirmeleri alınmıştır. Ortak aklı ve katılımcılığı esas alan bir anlayışla hazırladığımız Programımızda, ilgili tüm taraflarla yürüttüğümüz istişareler de politika ve tedbirlerimize yansıtılmıştır.”

“BRÜT REZERVLER 188,2 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”

“Kararlılıkla uyguladığımız politikalarla küresel ekonomik belirsizliklere ve jeopolitik risklere rağmen brüt rezervlerimiz 89,7 milyar dolar artarak 188,2 milyar dolara ulaşmıştır. Rezervlerde sağlanan bu güçlü artış, ekonomimizin dış şoklara karşı dayanıklılığını desteklemektedir. Jeopolitik gerilimlere rağmen risk primimiz de önemli ölçüde gerilemiş ve 700’lü seviyelerden bugün 220’nin altına inmiştir. Bu önemli gelişme risk primlerimizin düşmesi gerek kamunun gerekse özel kesimin borçlanmalarında faiz yükünü aşağıya çekmektedir. Kaydettiğimiz mesafenin önemli göstergelerinden biri de ihracatımızdaki olumlu seyir ve ihracatımızın teknolojik kompozisyonundaki iyileşmedir. Yıllıklandırılmış ihracatımız, ticaret ortaklarımızdaki belirgin yavaşlamaya ve zorlu dış talep koşullarına rağmen ağustos ayı itibarıyla 280 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır. İhracatımız nitelik olarak da güçlenmiş ve 2024 ağustosunda %40 seviyesinde olan orta ve yüksek teknolojili ürünlerin toplam ihracatımız içindeki payı 2026 ağustos ayı itibarıyla %44,1’e ulaşmıştır. Böylece bir taraftan ihracatımızı artırıyor, bir taraftan da ihracatımızın yüksek teknoloji ve katma değere dayalı yapısını güçlendiriyoruz.”

“MİLLİ GELİRİN 1,8 TRİLYON DOLARI AŞMASINI BEKLİYORUZ”

“Bildiğiniz üzere 2002 yılında 238 milyar dolar olan ekonomik büyüklüğümüz, 3.600 dolar civarında bir kişi başına gelirimiz vardı. 2026 yılı sonunda millî gelirimizin Cumhuriyet tarihimizde ilk kez 1,8 trilyon doları aşmasını, kişi başına millî gelirimizin de yine ilk kez 20.000 doları geçmesini bekliyoruz. Türkiye’nin 2026 yılında da yüksek gelirli ülkeler grubu eşiğinin üzerinde olacağını tahmin ediyoruz. Bu rakamlarla 2026 yılında dünyada nominal olarak 16. büyük ekonomi, satın alma gücü paritesine göre 11. büyük ekonomi konumumuzu da sürdüreceğiz. Bu tabloyu yalnızca rakamsal bir büyüme olarak değerlendirmiyoruz. Ülkemizin üretim kapasitesinin, girişimcilik gücünün ve ekonomik potansiyelinin seviyesinin önemli bir göstergesi olarak görüyoruz.”

“YIL SONUNDA ENFLASYONUN YÜZDE 28,4 OLMASINI BEKLİYORUZ”

“Programımızın temel önceliği olan enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat ettik. 2024 yılı Mayıs’ında yüzde 75,5 seviyesine yükselen enflasyon, uyguladığımız politikalarla belirgin bir düşüş eğilimine girmiştir. Bu güçlü düşüş eğilimi savaş koşullarının oluşturduğu arz yönlü baskılar nedeniyle geçici olarak yataylaşmış, 2026 Ağustos itibarıyla yüzde 31,5 seviyesinde gerçekleşmiştir. 2026 yılı son çeyreğinde enflasyon oranının yeniden düşüş göstereceğini ve yıl sonunda yüzde 28,4 olmasını bekliyoruz. Sağ taraftaki grafikte TÜFE sepetinin yüzde 34,5’ini oluşturan gıda, akaryakıt, doğal gaz ve ulaştırma hizmetlerinden oluşturduğumuz endekste savaş kaynaklı belirgin bir yükseliş görmekteyiz. Buna karşılık, savaştan doğrudan etkilenen bu kalemleri dışarıda bıraktığımızda, enflasyonun ana eğilimindeki aşağı yönlü seyrin devam ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla mevcut veriler bize, son dönemde manşet enflasyondaki düşüşün yavaşlamasında programın temel dinamiklerinden ziyade, savaşın doğrudan etkilediği ve TÜFE sepetinde önemli bir ağırlığa sahip olan kalemlerden gelen ilave fiyat baskılarının etkili olduğunu göstermektedir. Nitekim Merkez Bankamıza göre savaşın enflasyon artışına etkisi 7 puana yakın hesaplanmaktadır. Arz şoklarının etkisinin zayıflamasıyla birlikte, uyguladığımız sıkı ve koordineli politika çerçevesinin desteğiyle enflasyondaki düşüş eğiliminin yeniden belirginleşmesini bekliyoruz.”

“2,1 MİLYON İLAVE İSTİHDAM OLUŞTURULMASINI ÖNGÖRÜYORUZ”

“Programımızın kararlılıkla uygulanmasıyla dönem sonunda daha çok istihdam üreten, ekonomik ölçeğini büyüten ve oluşturduğu refahı toplumun geneline daha güçlü biçimde yansıtan bir Türkiye hedefliyoruz. Bu dönemde 2,1 milyon ilave istihdam oluşturulmasını ve işsizlik oranının %8’in altına gerilemesini öngörüyoruz. Üretim kapasitemizi, verimliliğimizi ve rekabet gücümüzü artırmaya yönelik politikalarımızla ekonomik ölçeğimizi büyüteceğiz. Program dönemi sonunda milli gelirimizi 2,2 trilyon doların üzerine, mal ve hizmet ihracatımızı ise 450 milyar dolara taşımayı hedefliyoruz. Esas hedefimiz büyümeyi vatandaşlarımızın yaşam standartlarına yansıyan kalıcı, sosyal refah artışına dönüştürmektir. Bu doğrultuda kişi başına milli gelirin 25.000 dolar seviyesine ulaşmasını, artan refahın geniş toplumsal kesimlere yansıtılmasını ve enflasyonun yeniden tek haneli seviyelere gerilemesini öngörüyoruz.”

“DEPREM HARCAMALARININ 2027 SONUNDA 116 MİLYAR DOLARI AŞMASI BEKLENİYOR”

“2023-2026 yılları arasında depremin yol açtığı kayıp ve zararların telafi edilmesi için, afet risklerinin azaltılmasına yönelik 2026 fiyatlarıyla toplam 5,4 trilyon TL tutarında harcama yapılmış olacağı tahmin edilmektedir. Yıl sonu itibarıyla bu yılın fiyatlarıyla 5,4 trilyon harcama yapılmış olacak. Bu da 104 milyar dolarlık bir ekstra harcamaya tekabül ediyor. Bu ifade edilen tutar, büyük ölçüde yeniden inşa edilen konut ve iş yerleri ile yenilenen kamu altyapısı için yapılan harcamalardan oluşmaktadır. 2027 sonunda bu rakamın 116 milyar doları aşacağı tahmin edilmektedir. Yıkılan konut ve iş yerlerinin yerine aynıları yapılmamış; daha güvenli, dayanıklı, nitelikli yaşam alanları inşa edilmiştir. Aynı şekilde sağlık, eğitim gibi kamu altyapıları da daha modern standartlarla yeniden kurulmuştur. Yıkılan konut ve iş yerlerine ilişkin olarak hak sahipleri için toplam 455 bin bağımsız bölümün inşası tamamlanmış olup bölgede ilave sosyal konut inşası devam etmektedir.”

“KRİTİK ALANLARDA DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTAN BİR YAKLAŞIMI ESAS ALIYORUZ”

“İlk defa açtığımız bir başlık olarak, program döneminde ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı önceleyerek kritik alanlarda dışa bağımlılığı azaltan ve ekonomimizin çoklu şoklara karşı direncini güçlendiren bir yaklaşımı esas alıyoruz. Yansıda görüldüğü üzere bu alanda dört kritik başlığa odaklanıyoruz. Birinci odaklandığımız başlık; enerji ve doğal kaynaklarda arz güvenliğimizi güçlendirecek hususlardır. Kritik minerallerden nükleer ve hidrojen teknolojilerine, enerji ve madencilikte kullanılan kritik ekipmanların yerlileştirilmesine kadar stratejik alanlarda Ar-Ge ve yerli üretim kapasitemizi geliştireceğiz. Bu güvenli ve dayanıklı ekonomi kapsamında ikinci başlığımız; gıda arz güvenliğimizi ve tarımsal dayanıklılığımızı artıracak faaliyetlerdir.  Üçüncü başlığımız ise kritik teknolojilerde yerli kapasitemizin geliştirilmesi. Özellikle savunma sanayii, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ başta olmak üzere stratejik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yenilik kabiliyetimizi daha ileriye taşıyacağız.  Dördüncü alan ise, ailenin güçlendirilmesini, demografik yapımızın korunmasını ve şehirlerimizin afetlere karşı daha dayanıklı hâle getirilmesi. Bu noktada da aile ve nüfus politikalarını destekleyen hususlar söz konusu. Yine sosyal konut, afete dayanıklı yapılar inşa edilmesi gündemimizde olan hususlar olacak. Bu konuları önümüzdeki dönemlerde daha güçlü tartışacağız.”

“SOSYAL KONUT YATIRIMLARINI YÜZDE 150 ARTIRIYORUZ”

“Ülkemizin stratejik ihtiyaçlarını ve vatandaşlarımızın doğrudan hayatına dokunan alanları gözeterek bütçemizi şekillendiriyoruz. Gıda arz güvenliği kapsamında sulama yatırımlarını yüzde 42, içme suyu yatırımlarını yüzde 71, organize tarım bölgesi yatırımlarını ise yüzde 103 oranında artırıyoruz. Enerji, savunma sanayi, yüksek teknoloji ve sanayimizin geleceği açısından kritik öneme sahip madenlerde dışa bağımlılığımızı azaltmak zorundayız. Bu doğrultuda MTA’nın yatırımlarını yüzde 139 artırıyoruz. Sanayi altyapımızı Organize Sanayi Bölgeleri ve Küçük Sanayi Siteleri başta olmak üzere güçlendiriyoruz. Bu kapsamda sanayi altyapı yatırımlarını yüzde 54 oranında artırıyoruz. Savunma sanayiinde kendi teknolojisini geliştiren, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilen ve yüksek katma değer üreten bir Türkiye hedefliyoruz. Bu kapsamda savunma harcamalarını yüzde 229 artırıyoruz. Güvenliğin olmadığı yerde ne kalkınma olur, ne demokrasi olur. Özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızın konuta erişimini kolaylaştırmak için sosyal konut yatırımlarımızı, bu alana yaptığımız bütçe aktarımını yüzde 150 artırıyoruz. Program çerçevesinde İstanbul’da başlattığımız kiralık sosyal konut projelerimizi de ülke sathına yaymayı planlıyoruz. Bu da ilk tecrübe olacak İstanbul’da. Daha sonra bunu farklı illerimize yaygınlaştırmayı planlıyoruz. Sanayi ve ticaretimizin hızlı biçimde gelişmesi, bireysel ulaşım konforunun artması için ulaştırma modlarımız içinde demiryollarını önceliklendirmiş durumdayız. Nitekim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı demiryolu projelerine ayırdığımız kaynağı yüzde 49 oranında artırmış bulunuyoruz.”

 

Yorumlar

Yorum Yap

Ad soyad ve e-posta zorunludur. E-posta adresiniz yayımlanmaz.

Son Haberler

İZSU 3 aylık çalışmayı 1 ayda tamamladı

İZSU Genel Müdürlüğü’nün Liman Caddesi’nde yürüttüğü altyapı çalışmasının ilk etabı planlanandan iki ay erken tamamlandı. Bornova-Karşıyaka…

06.09.2026 11:35

Efes 2026 Festivali başladı!

Efes Selçuk'un kurtuluşunun 104. yılına adanan EFEST 2026, renkli bir kortej yürüyüşüyle başladı. Başkan Filiz Ceritoğlu…

06.09.2026 09:31