Yeni Parti, yeninin kendisi mi; yoksa eskinin yenisi mi?
Türkiye siyasetinde bazı kelimelerin yükü ağırdır. “Değişim” bunlardan biridir, “yeni” ise belki de en iddialısı.
Çünkü bir siyasi parti tabelasına “yeni” yazdığınız anda yalnızca kuruluş tarihinizi değil; kadrolarınızı, siyaset anlayışınızı, örgütlenme biçiminizi ve geçmişle kurduğunuz ilişkiyi de tartışmaya açarsınız.
24 Temmuz’da kurulan Yeni Parti de tam olarak bu sınavla karşı karşıya.
Öncelikle hakkını teslim etmek gerekiyor.
CHP’de yaşanan mutlak butlan sürecinin ardından Özgür Özel ve beraberindeki isimlerin yeni bir siyasi parti çatısı altında yollarına devam etme kararını anlamak zor değil. Seçilmiş yönetimin mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırıldığı bir tabloda, siyaseti sürdürebilmek için başka bir hukuki ve siyasi zemin yaratılması kendi içerisinde anlaşılır bir tercihti.
Hatta bana kalırsa o koşullarda yapılabilecek en doğru hamlelerden biriydi.
Siyasi iradenizi mahkeme koridorlarında beklemeye almak yerine seçmenin karşısına çıkmayı tercih ediyorsanız, buna demokratik siyaset açısından itiraz etmek güç.
Ancak işin bir de başka tarafı var:
Yeni Parti gerçekten ne kadar yeni?
Partinin kuruluş tarihine bakarsanız kuşkusuz yeni. Tabelası yeni, logosu yeni, genel merkezi yeni, tüzel kişiliği yeni.
Peki ya kadroları?
İşte orada “yeni” kelimesinin altını biraz daha dikkatli çizmek gerekiyor.
Parti Meclisi’ndeki isimlere baktığınızda karşınıza yıllardır CHP siyasetinin içinde bulunan milletvekilleri, yöneticiler ve kamuoyunun oldukça yakından tanıdığı siyasetçiler çıkıyor. Yeni Parti’nin Meclis grubunun önemli bölümü zaten bir ay öncesine kadar CHP sıralarında oturuyordu. Partinin yönetim mekanizmasında da CHP’de görev üstlenmiş çok sayıda isim bulunuyor.
Bu elbette tek başına kötü bir şey değil.
Tecrübe siyasette kusur değildir. Bir siyasetçinin geçmişinin olması da onu değersizleştirmez. Aksine devlet, parlamento ve örgüt deneyimi çoğu zaman önemli bir avantajdır.
Fakat o zaman şu sorunun cevabını vermek gerekir:
Yeni olan ne?
Eğer yalnızca parti tabelası değişmiş, kadroların önemli bölümü aynı kalmış, siyaset yapma biçimi aynı şekilde devam etmişse ortaya “yeni bir parti”den çok, eski bir siyasi hareketin yeni tüzel kişiliği çıkmış olmaz mı?
Bir başka ifadeyle:
Yeni Parti, yeninin kendisi mi; yoksa eskinin yenisi mi?
Bence önümüzdeki dönemin asıl tartışması burada yaşanacak.
Çünkü Türkiye’de seçmenin artık yalnızca yeni logolara ihtiyacı yok. Yeni yüzlere, yeni fikirlere, yeni bir siyaset diline ve özellikle gençlerin önünü açan yeni örgütlenme modellerine ihtiyacı var.
Aynı isimleri başka koltuklara oturtarak değişim görüntüsü yaratmak kolaydır. Zor olan, gerçekten değişmektir.
Yeni Parti eğer kuruluşunu yalnızca mutlak butlan kararına karşı geliştirilmiş siyasi bir “B planı” olmaktan çıkarmak istiyorsa, geçmişinden kopmak zorunda değil ama geçmişinin sınırlarını aşmak zorunda.
Örneğin yıllardır siyasetin kapısında bekleyen gençlere ne kadar alan açacak?
Yerel örgütlerde yine yıllardır aynı çevreler mi belirleyici olacak?
Milletvekilliği ve belediye başkanlığı listelerinde aynı isimlerin etrafında mı dönülecek?
Parti içi demokraside gerçekten yeni bir model kurulacak mı?
Yoksa CHP’de yıllardır eleştirilen örgütsel alışkanlıklar yeni tabelanın altında yaşamaya devam mı edecek?
Bunların yanıtını henüz bilmiyoruz.
Üstelik Yeni Parti açısından önemli bir fırsat da var.
Mutlak butlan süreci istemeden de olsa Özgür Özel ve beraberindeki kadrolara siyasette çok az lidere nasip olacak bir imkân sundu: Sıfırdan başlama fırsatı.
Bir partinin yıllardır biriken gelenekleri, hizipleri, örgütsel kavgaları ve koltuk dengeleri içerisinde değişim yapmak zordur. Ama yeni bir parti kuruyorsanız önünüzde boş bir sayfa vardır.
O sayfaya eski alışkanlıkları yeniden yazmak da sizin elinizdedir, gerçekten başka bir hikâye yazmak da.
Yeni Parti’nin başarısı da bana göre tam burada ölçülecek.
CHP’den kaç milletvekili getirdiğiyle değil.
Kaç belediye başkanının geçtiğiyle değil.
Kaç eski yöneticinin yeni partide hangi görevi aldığıyla hiç değil.
Bugüne kadar siyasette kendisine yer bulamamış kaç insana kapı açtığıyla ölçülecek.
Çünkü değişim, aynı insanların başka bir binaya taşınması değildir.
Değişim; gerektiğinde koltuğu, yöntemi ve alışkanlıkları da değiştirebilmektir.
Yeni Parti’nin kuruluş gerekçesine hak verilebilir. Ben de veriyorum.
Mutlak butlan sonrasında ortaya çıkan tablo karşısında Özgür Özel ve arkadaşlarının yeni bir siyasi yol açması anlaşılır ve demokratik açıdan meşru bir tercihtir.
Ama bu destek, eleştiriden muafiyet anlamına gelmemeli.
Tam tersine, adına “Yeni” diyorsanız beklentiyi de kendiniz yükseltiyorsunuz.
Şimdi Yeni Parti’nin önünde basit ama zor bir soru duruyor:
Yeni bir tabela mı olacak, yeni bir siyaset mi?
Bunun cevabını basın toplantılarında verilen mesajlar değil, önümüzdeki aylarda oluşturulacak kadrolar ve izlenecek siyaset gösterecek.
Çünkü siyasette kuruluş belgesinin tarihi sizi “yeni” yapabilir.
Ama gerçekten yeni kalabilmek için bundan çok daha fazlası gerekir.

Anıl ARABACI
Yazarın profiline ve diğer yazılarına git

