Terörsüz Türkiye: Yeni dönemin hukuki çerçevesi
Türkiye, uzun yıllardır toplumsal hayatı, güvenlik politikalarını ve hukuk sistemini doğrudan etkileyen terör sorununda yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Kamuoyunda “Terörsüz Türkiye” süreci olarak bilinen çalışmalar kapsamında hazırlanan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilmesinin ardından 7595 sayılı Kanun olarak yürürlüğe girdi.
Bu düzenlemeyi yalnızca ceza ve infaz hukukuna ilişkin teknik bir değişiklik olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Çünkü kanun; devam eden soruşturmalardan kesinleşmiş mahkûmiyetlere, tutuklama ve adli kontrol tedbirlerinden hak yoksunluklarına kadar oldukça geniş sonuçlar doğurabilecek yeni bir hukuki mekanizma getiriyor.
HER ŞEY SİLAHLARIN BIRAKILDIĞININ TESPİTİYLE BAŞLIYOR
Kanunun uygulanmasının temel şartı oldukça açık biçimde belirlenmiş durumda.
PKK/KCK terör örgütünün ve bağlantılı oluşumların fiilî varlığına son verdiğinin ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bunun ardından bu tespitin teyidine ilişkin Millî Güvenlik Kurulu kararının Resmî Gazete’de yayımlanması öngörülüyor.
Dolayısıyla düzenleme, koşulsuz ve kendiliğinden sonuç doğuran bir sistem kurmuyor. Kanunun öngördüğü hukuki mekanizmaların işletilmesi belirli bir güvenlik şartının gerçekleşmesine bağlanıyor.
Bu ayrım, düzenlemenin doğru anlaşılması açısından son derece önemli.
GENEL AF MI?
Kamuoyunda en çok tartışılan konulardan biri kuşkusuz bu.
Kanunun sistematiğine bakıldığında klasik anlamda bütün cezaları ve mahkûmiyetleri bir anda ortadan kaldıran genel bir af düzenlemesinden söz etmek doğru değildir.
Bunun yerine soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi ile kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesi esasına dayanan özel bir hukuki model oluşturulmuştur.
Kanun kapsamına giren ve üst sınırı 15 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarda soruşturma ve kovuşturmaların 5 yıl, daha ağır suçlarda ise 10 yıl ertelenebilmesi öngörülmektedir.
Kesinleşmiş mahkûmiyetler bakımından da benzer şekilde, toplam cezanın ağırlığına göre 5 veya 10 yıllık infaz ertelemesi sistemi benimsenmiştir.
Ancak burada kritik nokta şudur:
Erteleme süresinin sorunsuz geçirilmesi, ilerleyen aşamada çok daha önemli hukuki sonuçlar doğurabilecektir.
HER SUÇ KAPSAMDA DEĞİL
Kanunun belki de kamuoyu açısından en hassas bölümü kapsam meselesidir.
Düzenleme; örgüt kurma veya yönetme, örgüt üyeliği, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, propaganda suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlara ilişkin hükümler içeriyor.
Bununla birlikte kanun bazı ağır suçları özel olarak kapsam dışında bırakıyor.
Özellikle örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları bakımından önemli istisnalar bulunuyor.
Bu nedenle “terör suçlarından hükümlü herkes serbest kalacak” şeklindeki genel bir değerlendirme hukuken doğru değildir. Her dosyanın suç tipi, suç tarihi, verilen ceza ve kanundaki istisnalar yönünden ayrı ayrı incelenmesi gerekecektir.
DEVAM EDEN DAVALAR NE OLACAK?
Düzenlemenin doğrudan yargı pratiğini ilgilendiren bölümlerinden biri de devam eden soruşturma ve kovuşturmalardır.
Şartların oluşması halinde kapsam içerisindeki dosyalarda soruşturma veya kovuşturmanın ertelenmesi gündeme gelebilecektir.
Erteleme süresi içerisinde zamanaşımının işlememesi ve delillerin muhafaza edilmesi öngörülüyor.
İstinaf veya temyiz incelemesinde bulunan dosyalar bakımından da özel hükümler bulunuyor. Böylece kanunun etkisi yalnızca ilk derece mahkemelerinde görülmekte olan davalarla sınırlı kalmıyor; kanun yolu aşamasındaki dosyalara kadar uzanıyor.
Tutuklama ve adli kontrol tedbirleri de yeni hukuki durum çerçevesinde ilgili yargı mercileri tarafından yeniden değerlendirilebilecek.
YENİDEN SUÇ İŞLENİRSE NE OLACAK?
Kanunun en önemli denge mekanizmalarından biri burada ortaya çıkıyor.
Erteleme kararı alan kişinin belirlenen süre içerisinde yeniden terör suçu işlemesi halinde, sağlanan hukuki imkânın ortadan kalkması ve soruşturma, kovuşturma veya cezanın infazına devam edilmesi söz konusu olabilecek.
Buna karşılık belirlenen sürenin yeni bir suç işlenmeden tamamlanması durumunda çok daha kalıcı sonuçlar ortaya çıkıyor.
Soruşturma veya kovuşturma bakımından kovuşturmaya yer olmadığı ya da düşme kararı; kesinleşmiş cezalar bakımından ise şartların gerçekleşmesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılması gündeme gelebilecek.
İşte düzenlemenin hukuki ağırlığı esas olarak bu noktada ortaya çıkıyor.
HAK YOKSUNLUKLARI DA GÜNDEMDE
Kanun yalnızca kişinin cezaevinde bulunup bulunmamasıyla ilgilenmiyor.
Mahkûmiyet veya yürütülen ceza soruşturması nedeniyle ortaya çıkan bazı hak yoksunluklarının ilerleyen süreçte ortadan kaldırılabilmesine yönelik bir mekanizma da öngörülüyor.
Ancak bunun otomatik olarak gerçekleşmesi söz konusu değil. Kanunda belirtilen sürelerin geçmesi, ilgili kurulun değerlendirmesi ve yetkili yargı merciinin karar vermesi gerekiyor.
Dolayısıyla düzenlemenin sonuçları yıllara yayılan bir hukuki sürece dönüşebilir.
HUKUK DEVLETİ AÇISINDAN ASIL SINAV UYGULAMADA
Türkiye’nin terörden tamamen arınması kuşkusuz toplumun tamamının ortak beklentisidir.
Ancak böylesine önemli bir süreçte yalnızca ulaşılmak istenen sonuç değil, o sonuca hangi hukuki yöntemlerle ulaşıldığı da önem taşımaktadır.
Ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri hukuki güvenliktir. Aynı durumda bulunan kişiler bakımından öngörülebilir ve eşit bir uygulamanın ortaya çıkması gerekir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde savcılıkların, mahkemelerin ve infaz hâkimliklerinin vereceği kararlar son derece önemli olacaktır.
Kanundaki şartların hangi dosyalarda gerçekleştiği, suçların kapsamının nasıl belirleneceği, istisnaların nasıl yorumlanacağı ve erteleme mekanizmasının uygulamada nasıl işletileceği zaman içerisinde yargı kararlarıyla daha belirgin hale gelecektir.
BARIŞIN DA GÜVENLİĞİN DE TEMİNATI HUKUKTUR
Terörün sona ermesi yalnızca güvenlik açısından değil; ekonomik, sosyal ve toplumsal açıdan da Türkiye için son derece önemli bir kazanım olacaktır.
Fakat hukuk devletinde kalıcı toplumsal barışın yolu, hukuk kurallarının açık, öngörülebilir ve herkes açısından güven verici şekilde uygulanmasından geçer.
Bir tarafta yıllardır terör nedeniyle ağır bedeller ödemiş toplumun ve özellikle şehit aileleri ile gazilerin hassasiyetleri; diğer tarafta toplumsal bütünleşmenin ve kalıcı huzurun sağlanması amacı bulunmaktadır.
Hukukun görevi, tam da böylesine zor dönemlerde ortaya çıkar.
Terörsüz bir Türkiye hedefi ne kadar önemliyse, bu hedefe hukuk devletinin temel ilkelerinden taviz vermeden ulaşılması da o kadar önemlidir.
Önümüzdeki süreç, yalnızca bir kanunun nasıl uygulanacağını değil; Türkiye’nin güvenlik, adalet ve toplumsal barış arasında nasıl bir denge kuracağını da gösterecektir.

Avukat Ersin KASIRGA
Yazarın profiline ve diğer yazılarına git

