22 Eylül 2026, Salı
48,8208
56,0449
65,3785
6.795,39
13.337,69
SON HABERLER
Yazar YazılarıBerzan KESKİN

Mülakat Barajları ve Sessiz Çürüme: Liyakatin Kaybı, Toplumun Kaybıdır

Yayın: 07/09/2026 16:43Güncelleme: 07/09/2026 16:4932 okunma

Bir ülkenin geleceğe dair en büyük teminatı devasa binaları, otoyolları ya da iddialı söylemleri değildir; gençlerinin adaletli bir imkân eşitliğine olan inancıdır. Çünkü bir toplumda liyakat zedelendiğinde, yalnızca unvanlar ve makamlar el değiştirmez; o ülkenin ortak geleceğe olan inancı içten içe ufalanır.

Peki, gençlerin dirsek çürüterek elde ettiği emeğin kapalı kapılar arkasında buharlaştığı bir vasatta, toplumsal sözleşme nasıl ayakta kalabilir?

Sivil toplum alanında yapılan saha çalışmalarına, gençlik derneklerinin raporlarına veya sokaktaki bir kahve sohbetine kulak kabarttığınızda ortak bir feryat öne çıkıyor: “Ne kadar çalışırsam çalışayım, bir referansım yoksa başaramam.” Bu cümle, sıradan bir sitem değil; toplumsal çimentonun en kritik harcı olan ‘fırsat eşitliği’ ilkesinin çatladığının resmî ilanıdır. Kayırmacılık ve şeffaf olmayan mülakat süreçleri, sınav sistemlerinin nesnel ölçümünü birer kâğıt parçasına dönüştürürken, kapsayıcı ve hak temelli bir kamu yönetimi idealini de temelinden sarsıyor.

Bugün sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve bağımsız araştırmaların ortaya koyduğu tablo son derece nettir: Liyakatsizlik yalnızca bireysel bir mağduriyet yaratmıyor; kurumların niteliğini düşürerek kamusal hizmetlerin kalitesini felç ediyor. Eğitimden sağlığa, yargıdan yerel yönetimlere kadar her alanda niteliğin yerini sadakat ve yakınlık ilişkileri aldığında, faturayı tüm toplum öder. Liyakatin olmadığı yerde kriz yönetimi aksar, denetim mekanizmaları çöker ve kurumsal hafıza yok olur.

“Liyakatsizlik yalnızca yetenekli bir gencin hakkının yenmesi değildir; o gencin ülkesine duyduğu aidiyet bağının koparılması, toplumsal hafızaya bir güvensizlik tohumunun ekilmesidir.”

Meseleye sivil toplumun penceresinden baktığımızda, bu durumun en acı verici sonucu ‘sessiz göç’ ve ‘zihinsel kopuş’ olarak karşımıza çıkıyor. Emeğinin karşılığını alamayacağına ikna olan binlerce yetişmiş insan, ya çareyi yurt dışında arıyor ya da kendi ülkesinde içsel bir çekilme yaşıyor. Sivil toplumun yıllardır dile getirdiği ‘katılımcı, denetlenebilir ve şeffaf kamu’ talebi, liyakat esaslı bir reform gerçekleşmediği sürece kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur.

Geleceği inşa etmek istiyorsak, mülakatların kamusal denetime açıldığı, objektif kıstasların esnetilmediği ve her gencin “Adil bir yarıştayım” diyebildiği bir sistemi tesis etmek zorundayız. Çünkü adil bir liyakat düzeni kuramayan hiçbir toplum, ne beyin göçünü durdurabilir ne de sürdürülebilir bir kalkınma yakalayabilir. Unutmayalım; liyakat adaletin, adalet ise toplumsal huzurun ön şartıdır.

Berzan KESKİN

Yazarın profiline ve diğer yazılarına git