22 Eylül 2026, Salı
48,8208
56,0389
65,3777
6.789,74
13.337,69
SON HABERLER
Yazar YazılarıAvukat Ersin KASIRGA

İş hukukundan ceza yargılamasına, icradan dijital mahkemelere: Eylül 2026’nın hukuk gündemi

Yayın: 10/09/2026 11:42Güncelleme: 10/09/2026 11:5135 okunma

Anayasa Mahkemesinin önünde kritik dosyalar var. İş Kanunu’nun yeni hükmü tartışılıyor, nitelikli dolandırıcılıkta görev meselesi yeniden gündemde, basit yargılama usulünün tamamı AYM’ye taşındı. İcra-iflas ve konkordato için ise yeni reform hazırlıkları açıklandı.

Eylül 2026, hukuk açısından oldukça hareketli başladı.

Ancak gündemdeki gelişmeleri değerlendirirken çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:

Bazı düzenlemeler yürürlüğe girmiş durumda. Bazıları Anayasa Mahkemesinin önünde. Bazıları ise henüz 2027–2029 dönemi için açıklanan reform hedeflerinden ibaret.

Dolayısıyla “yasa değişti”, “madde iptal edildi” veya “yeni sistem başladı” demeden önce hangi hukuki aşamada olduğuna bakmak gerekiyor.

9 Eylül 2026 itibarıyla önümüzdeki somut tabloyu başlık başlık inceleyelim.

1 | İŞ HUKUKUNDA KRİTİK DOSYA: İŞ KANUNU GEÇİCİ 12. MADDE AYM ÖNÜNDE

İş hukuku açısından gündemin en somut başlıklarından biri 4857 sayılı İş Kanunu’nun Geçici 12. maddesi.

Söz konusu madde, 23 Ocak 2026 tarihli 7573 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle İş Kanunu’na eklendi.

Şimdi ise düzenlemenin tamamının iptali Anayasa Mahkemesinden isteniyor.

Muğla İcra Hukuk Mahkemesi tarafından yapılan iki ayrı itiraz başvurusu;

E.2026/213 ve E.2026/214 esas numaralarıyla Anayasa Mahkemesinin 8 Eylül 2026 tarihli Genel Kurul gündemine girdi.

Burada özellikle altını çizmek gerekir:

GEÇİCİ 12. MADDE İPTAL EDİLMİŞ DEĞİLDİR.

Anayasa Mahkemesine iptal talebiyle başvurulmuş olması başka, Anayasa Mahkemesinin hükmü iptal etmesi başkadır.

Bugün itibarıyla tartışılan şey, düzenlemenin Anayasa’ya uygun olup olmadığıdır.

PEKİ GEÇİCİ 12. MADDE NEYİ DÜZENLİYOR?

Konu genel anlamda bütün işçilerin kıdem tazminatı sistemi değildir.

Daha özel bir hukuki ilişki söz konusu.

Mesele, kamu kurumlarında hizmet alım ihaleleri kapsamında alt işverenler yanında çalışan işçilerin kıdem tazminatlarının kamu tarafından ödenmesinden sonra, ödenen tutarın alt işverene rücu edilmesiyle ilgili.

Bunu somut bir örnek üzerinden anlatalım.

Bir kamu hastanesi;

temizlik, güvenlik, yemek, taşıma veya benzeri bir hizmeti ihale yoluyla özel bir şirkete verebilir.

İşçinin işvereni özel şirket olmakla birlikte işçi fiilen kamu kurumunda çalışabilir.

Yıllar içerisinde ihaleyi alan şirket değişirken aynı işçi aynı kurumda çalışmaya devam edebilir.

İşçinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde iş ilişkisinin sona erdiğini düşünelim.

Mevzuattaki şartların oluşması hâlinde kıdem tazminatı kamu kurumu tarafından işçiye ödenebilir.

Asıl uyuşmazlık bundan sonra ortaya çıkmaktadır.

KAMU, ÖDEDİĞİ KIDEM TAZMİNATINI ALT İŞVERENDEN GERİ İSTEYEBİLİR Mİ?

İşte Geçici 12. maddenin merkezindeki mesele budur.

11 EYLÜL 2014 – 15 EKİM 2019 DÖNEMİ NEDEN ÖNEMLİ?

2026 yılında getirilen düzenleme belirli bir tarih aralığına ilişkin sonuç doğuruyor.

11 Eylül 2014 ile 15 Ekim 2019 tarihleri arasında 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 62. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında imzalanmış ihale sözleşmeleri bakımından özel bir sistem getirildi.

Bu kapsamda alt işverenlerin çalıştırdığı işçilere kamu kurum ve kuruluşları tarafından kıdem tazminatı ödenmişse, ödenen tutarın ilgili ihale sözleşmesi dönemine karşılık gelen kısmı için alt işverene yöneltilen rücu alacağının tahsilinden vazgeçilmesi öngörüldü.

Başka bir ifadeyle;

işçinin kıdem tazminatı hakkı ortadan kaldırılmadı.

Tartışılan konu işçi parasını aldıktan sonra kamu ile alt işveren arasında bu mali yükün kimin üzerinde kalacağıdır.

Bu ayrım son derece önemlidir.

DEVAM EDEN DAVALAR VE İCRA TAKİPLERİ DE ETKİLENİYOR

Düzenlemenin önemli taraflarından biri yalnızca yeni uyuşmazlıklara ilişkin olmaması.

Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte devam eden rücu davaları ve icra takipleri bakımından da sonuç öngörülüyor.

Tahsilinden vazgeçilen kısım yönünden devam eden davalarda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi;

icra takiplerinde ise ilgili kısım yönünden harç alınmaksızın düşme kararı verilmesi düzenleniyor.

Yargılama ve takip giderleri ile vekâlet ücretinin de tarafların üzerinde bırakılması öngörülüyor.

Dolayısıyla Geçici 12. madde teorik bir iş hukuku tartışmasından ibaret değil.

Kamu kurumlarının açtığı mevcut rücu davalarını ve başlattığı icra takiplerini doğrudan etkileyebilen bir düzenleme.

DAHA ÖNCE ÖDEME YAPAN ALT İŞVERENİN DURUMU NE?

Düzenlemenin en dikkat çekici hükümlerinden biri de geçmişte tahsil edilmiş tutarlara ilişkin.

Kanun, bu kapsamda daha önce tahsil edilmiş tutarların iade edilmeyeceğini öngörüyor.

Dolayısıyla aynı dönemde benzer hukuki durumda bulunan iki şirket açısından farklı sonuçların ortaya çıkması mümkün.

Örneğin;

A Şirketinden kamu kurumu rücu alacağını daha önce tahsil etmiş olsun.

B Şirketi hakkında ise dava veya icra takibi devam ediyor olsun.

Yeni düzenleme kapsamında B Şirketinden belirli şartlarda tahsilattan vazgeçilmesi mümkünken, A Şirketinden daha önce tahsil edilmiş para iade edilmiyor.

Anayasa Mahkemesinin önündeki anayasal denetimin önemi de burada ortaya çıkıyor.

Mahkemenin vereceği karar özellikle kamu kurumları, hizmet alımı yapan şirketler ve devam eden rücu dosyaları açısından yakından takip edilmelidir.

İŞÇİLER AÇISINDAN NE DEĞİŞTİ?

Bu konuda kamuoyunda yanlış anlaşılabilecek en önemli noktayı açıkça belirtelim:

KIDEM TAZMİNATI KALDIRILMADI.

İŞÇİNİN KIDEM TAZMİNATI HAKKI ORTADAN KALDIRILMADI.

BÜTÜN İŞÇİLERİN KIDEM TAZMİNATI SİSTEMİNİ DEĞİŞTİREN BİR DÜZENLEME YAPILMADI.

Geçici 12. maddenin doğrudan konusu, belirli kamu ihale sözleşmeleri kapsamında işçiye yapılan kıdem tazminatı ödemesinden sonra kamu ile alt işveren arasındaki rücu ilişkisidir.

Bu nedenle “kıdem tazminatında yeni sistem” gibi geniş ifadeler hukuken yanıltıcı olabilir.

2 | NİTELİKLİ DOLANDIRICILIKTA GÖREVLİ MAHKEME TARTIŞMASI

Ceza hukuku açısından gündemin en önemli başlıklarından biri TCK 158’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçu.

24 Aralık 2025 tarihli 7571 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, 5235 sayılı Kanun’un 12. maddesinde bulunan;

“nitelikli dolandırıcılık (m.158)”

ibaresi madde metninden çıkarıldı.

Bunun sonucu olarak nitelikli dolandırıcılık suçunun ağır ceza mahkemesinin görev alanında olmasına ilişkin açık düzenleme kaldırılmış oldu.

Şimdi bu değişiklik Anayasa Mahkemesinin önünde.

Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesi, değişikliğin iptalini istedi.

Dosya:

AYM E.2026/218

numarasıyla 8 Eylül 2026 Genel Kurul gündemine girdi.

Burada tartışılan TCK 158’in suç olmaktan çıkarılması veya cezasının kaldırılması değildir.

Tartışmanın konusu doğrudan görevli mahkemedir.

Yani temel mesele:

NİTELİKLİ DOLANDIRICILIK DAVASINI HANGİ MAHKEME GÖRECEK?

Bu nedenle AYM’den çıkacak karar, TCK 158 uygulaması bakımından son derece önemlidir.

Ancak bugün itibarıyla; “AYM nitelikli dolandırıcılığı yeniden ağır cezaya verdi”

demek doğru değildir. Şu anda önümüzde bulunan hukuki durum bir itiraz başvurusudur.

3 | CMK 251: BASİT YARGILAMA USULÜNÜN TAMAMI AYM’YE TAŞINDI

Ceza yargılaması açısından bir başka önemli gelişme CMK m.251 hakkında.

Madde, ceza muhakemesinde basit yargılama usulünü düzenliyor.

Sivas 5. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan başvuruda yalnızca birkaç kelimenin değil;

CMK 251. MADDENİN İPTALİ TALEP EDİLİYOR.

Başvurunun Anayasa Mahkemesi esas numarası: E.2026/217

Bu dosya da 8 Eylül 2026 Genel Kurul gündeminde yer aldı.

Basit yargılama usulü, belirli şartlarda klasik duruşma sürecine gidilmeden dosya üzerinden hüküm kurulabilmesine imkân veren bir yargılama yöntemi.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme ceza mahkemelerinde çok sayıda dosyada kullanılan bir usul açısından önem taşıyor.

Yine aynı uyarıyı yapmak gerekiyor:

BASİT YARGILAMA USULÜ İPTAL EDİLMİŞ DEĞİLDİR.

İptal talebi AYM’nin önündedir.

4 | UZUN SÜREN DAVALAR İÇİN YENİ UYGULAMA: ALO ADALET 135

Bu başlık artık bir hazırlık değil; uygulamaya geçirilmiş bir sistem.

Alo Adalet 135, 1 Eylül 2026 itibarıyla pilot olarak;

İzmir, Ankara Batı ve Kayseri adliyelerinde hayata geçirildi.

Uygulama özellikle uzun süren dava ve soruşturma dosyalarına ilişkin vatandaş başvurularının alınmasını amaçlıyor.

Adalet Bakanlığının açıklamasına göre başvurular ilgili Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarına aktarılıyor.

Dolayısıyla İzmir, bu uygulamanın ilk üç pilot bölgesinden biri.

Ayrıca Bakanlık uygulamanın kısa süre içerisinde Türkiye geneline yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini açıkladı.

5 | İCRA VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK HEDEFİ RESMEN AÇIKLANDI

İcra ve iflas hukuku açısından da önümüzde önemli bir dönem var.

Adalet Bakanlığı, 6 Eylül 2026 tarihinde 2027–2029 Orta Vadeli Program kapsamındaki yargı reformlarını açıkladı.

Açıklanan hedeflerden biri doğrudan:

“İCRA VE İFLAS MEVZUATININ GÜNÜMÜZ ŞARTLARI DOĞRULTUSUNDA GÜNCELLENMESİ.”

Burada aşamayı doğru ifade etmek gerekir.

Bugün itibarıyla bu açıklama;

“İcra ve İflas Kanunu değişti”

anlamına gelmiyor.

Bu, 2027–2029 dönemi için açıklanmış resmi reform hedeflerinden biridir.

Dolayısıyla alacaklı ve borçlular açısından somut sonuç doğuracak hükümleri görebilmek için hazırlanacak kanun metnini ve yasama sürecini beklemek gerekiyor.

6 | KONKORDATONUN KÖTÜYE KULLANILMASINA KARŞI YENİ DÜZENLEME HAZIRLIĞI

Aynı reform programında konkordato hakkında da açık bir hedef bulunuyor.

Adalet Bakanlığı;

KONKORDATO KURUMUNUN KÖTÜYE KULLANILMASININ ÖNLENMESİ

ve

TİCARİ HAYATTA UYGULAMADAN KAYNAKLANAN AKSAKLIKLARIN GİDERİLMESİ

amacıyla mevzuat çalışmaları yürütüleceğini açıkladı.

Bu özellikle şirketler, bankalar, ticari alacaklılar ve konkordato dosyalarında alacağı bulunan kişiler açısından önemli.

Ancak burada da henüz açıklanmış yeni bir konkordato kanun hükmünden değil, resmen ilan edilmiş reform hedefinden söz ediyoruz.

7 | ELEKTRONİK DURUŞMA VE ÇEVRİM İÇİ UYUŞMAZLIK ÇÖZÜMÜ GENİŞLETİLECEK

2027–2029 reform programının teknoloji ayağı da oldukça geniş.

Resmî açıklamada;

dijital çözüm platformlarının geliştirilmesi,

çevrim içi uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi,

elektronik duruşma yöntemlerinin geliştirilmesi

ve

elektronik tebligat uygulamasının yaygınlaştırılması

hedefleri açıkça sıralandı.

Dolayısıyla yargının dijitalleşmesi artık yalnızca UYAP veya e-tebligatla sınırlı bir başlık olarak görülmüyor.

Uyuşmazlığın çözümünden duruşmaya kadar daha geniş bir dijitalleşme hedefleniyor.

8 | YENİ İHTİSAS MAHKEMELERİ GELİYOR

Reform programındaki bir diğer somut hedef ise yeni ihtiyaç alanlarında ihtisas mahkemelerinin oluşturulması.

Adalet Bakanlığı özellikle fikrî ve sınai haklar mahkemeleri başta olmak üzere ihtisaslaşmaya yönelik eğitim çalışmalarının güçlendirileceğini açıkladı.

Burada da henüz “şu ilde şu mahkeme kuruldu” şeklinde tamamlanmış bir düzenlemeden değil, 2027–2029 programındaki resmi hedeften söz ediyoruz.

9 | ALTERNATİF UYUŞMAZLIK ÇÖZÜMÜ VE TAHKİM GENİŞLEYECEK

Program yalnızca mahkemeleri kapsamıyor.

Açıklanan hedefler arasında;

alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin güçlendirilmesi

ve

uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümüne yönelik uygulamaların yaygınlaştırılması

da bulunuyor.

Bu başlık özellikle ticari uyuşmazlıklar açısından önemli.

Arabuluculuk, tahkim ve çevrim içi çözüm mekanizmalarının birlikte geliştirilmesi hedefi, önümüzdeki dönemde her uyuşmazlığın doğrudan klasik dava yoluyla çözülmesi anlayışından daha da uzaklaşılabileceğini gösteriyor.

9 EYLÜL 2026 İTİBARIYLA HUKUKTA TABLO NE?

Bütün gelişmeleri birbirine karıştırmadan özetlersek ortaya oldukça net bir tablo çıkıyor:

İş Kanunu Geçici 12: Yürürlükte; fakat tamamının iptali için AYM’ye iki ayrı başvuru var.

TCK 158 – görevli mahkeme: 2025’te değişiklik yapıldı; değişikliğin iptali AYM’den isteniyor.

CMK 251 – basit yargılama: Yürürlükte; maddenin iptali talebi AYM’nin önünde.

Alo Adalet 135: 1 Eylül 2026 itibarıyla İzmir, Ankara Batı ve Kayseri’de pilot olarak uygulamaya başladı.

İcra ve iflas reformu: Resmî hedef açıklandı; yeni mevzuat çalışması bekleniyor.

Konkordato: Kötüye kullanımın önlenmesine yönelik mevzuat çalışması yapılacağı açıklandı.

Elektronik duruşma ve çevrim içi uyuşmazlık çözümü: 2027–2029 reform hedefleri arasında.

Yeni ihtisas mahkemeleri: Reform programında yer alıyor.

Tahkim ve alternatif uyuşmazlık çözümü: Yaygınlaştırılması hedefleniyor.

EN ÖNEMLİ AYRIM: “ÇIKTI” MI, “AYM’DE” Mİ, “HAZIRLANIYOR” MU?

Son dönemde hukuk haberlerinde en sık karşılaşılan sorunlardan biri, farklı hukuki aşamaların birbirine karıştırılması.

Bir düzenleme hakkında dört ayrı durum olabilir:

Kanun yürürlüğe girmiş olabilir.

Yürürlükteki kanun Anayasa Mahkemesine götürülmüş olabilir.

Kanun teklifi TBMM’de görüşülüyor olabilir.

Henüz yalnızca mevzuat çalışması veya reform hedefi açıklanmış olabilir.

Bunların dördü birbirinden tamamen farklıdır.

Örneğin bugün;

“Basit yargılama kaldırıldı.”

demek yanlış.

Doğrusu:

“CMK 251’in iptali AYM’den istendi.”

“Nitelikli dolandırıcılık yeniden ağır cezada.”

demek de bugün için doğru değil.

Doğrusu:

“Nitelikli dolandırıcılığın ağır cezanın görev alanından çıkarılmasına ilişkin değişikliğin iptali AYM’den istendi.”

“İcra sistemi değişti.”

demek de doğru değil.

Doğrusu:

“İcra ve iflas mevzuatının güncellenmesi 2027–2029 reform hedefleri arasına alındı.”

Hukuki bilgilendirmede bu ayrım küçük bir ayrıntı değil, bilginin doğru veya yanlış olmasını belirleyen temel noktadır.

HUKUKTA HAREKETLİ BİR DÖNEM BAŞLADI

Eylül 2026 hukuk gündemine baktığımızda birbirinden bağımsız görünen ancak uygulamada çok geniş kitleleri ilgilendiren gelişmelerle karşılaşıyoruz.

Kamuda alt işverenlik sisteminden kaynaklanan kıdem tazminatı rücu alacakları Anayasa Mahkemesinin önünde.

Nitelikli dolandırıcılık suçunda görevli mahkeme tartışması AYM’ye taşınmış durumda.

Basit yargılama usulünün tamamının iptali isteniyor.

Uzun süren dosyalar için Alo Adalet 135 pilot uygulaması başladı.

İcra ve iflas mevzuatının güncellenmesi resmî reform programına girdi.

Konkordatonun kötüye kullanılmasına karşı yeni mevzuat hazırlanması hedefleniyor.

Elektronik duruşma, çevrim içi uyuşmazlık çözümü, e-tebligat, tahkim ve ihtisas mahkemeleri 2027–2029 döneminin somut reform başlıkları arasında bulunuyor.

Dolayısıyla önümüzdeki aylarda özellikle Anayasa Mahkemesi kararları, TBMM’ye sunulacak yeni düzenlemeler ve Adalet Bakanlığının reform takvimi hukuk gündeminin ana başlıklarını oluşturmaya devam edecek.

Vatandaş açısından ise yapılması gereken oldukça net:

“YASA ÇIKTI” BAŞLIĞINA DEĞİL, DÜZENLEMENİN HANGİ AŞAMADA OLDUĞUNA BAKMAK.

Çünkü hukukta bir düzenlemenin konuşulması başka, hazırlanması başka, kanunlaşması başka, yürürlüğe girmesi başka, Anayasa Mahkemesine götürülmesi ise bambaşka bir hukuki aşamadır.

9 Eylül 2026 itibarıyla hukuk gündeminin gerçek ve somut tablosu budur.

HUKUKİ BİLGİLENDİRME NOTU

Bu yazı 9 Eylül 2026 tarihi itibarıyla kamuya açık güncel mevzuat, Anayasa Mahkemesi Genel Kurul gündemi ve Adalet Bakanlığının resmî açıklamaları esas alınarak hazırlanmıştır. Anayasa Mahkemesi önünde bulunan başvurular bakımından “iptal talebi” ile “iptal kararı” birbirinden farklıdır. Yazı genel hukuki bilgilendirme amacı taşımaktadır; somut uyuşmazlıklar ayrıca değerlendirilmelidir.

Avukat Ersin KASIRGA

Yazarın profiline ve diğer yazılarına git