22 Eylül 2026, Salı
48,8167
56,0591
65,3805
6.808,48
13.337,69
SON HABERLER
Yazar YazılarıBerzan KESKİN

Görkemli Binalar, Cüceleşen Vicdanlar: “Cezasızlık” Zırhı Nereye Kadar?

Yayın: 05/09/2026 10:40Güncelleme: 05/09/2026 10:5236 okunma

Şehirlerin siluetini kaplayan devasa adalet saraylarına, yüksek tavanlı duruşma salonlarına ve parlak mermerlere baktığınızda ne hissediyorsunuz? İnsanlık tarihi boyunca mimari, muktedir olanın gücünü sergilemek kadar, muhtaç olanın sığınabileceği bir çatı hissi uyandırmak için de yükseltildi. Fakat bugün adliye koridorlarından sokağa taşan haberlere, mahkeme kapılarında bekleyen gözü yaşlı ailelere ve her gün yenisi eklenen dosya kapaklarına baktığımızda mecburen soruyoruz: Binalar bu kadar görkemli büyürken, içindeki adalet duygusu neden gün geçtikçe ufalanıyor?

Adalet, bir toplumun harcıdır derler. Peki ya o harç gözeneklerinden su almaya, ufalanmaya başlarsa ne olur? Son dönemde asayiş bültenlerinden sosyal medyada infial yaratan olaylara kadar her yerden aynı yıpratıcı ses yankılanıyor: “Yapanın yanına kâr mı kalıyor?”

Bu soru, alelade bir sitem ya da anlık bir öfke patlaması değildir; toplumsal harcı içten içe eriten sistemik bir inançsızlığın dışa vurumudur. Bir ülkede “cezasızlık algısı” kalıcı bir zırh gibi suçluların üzerine oturduğunda, felaket yalnız suç oranlarının artmasıyla sınırlı kalmaz. Asıl büyük yıkım, sabah işine giden, vergisini ödeyen, yasaya ve komşusuna saygı duyarak yaşamaya çalışan dürüst insanın ruhunda yaşanır. Cezasızlık, dürüst vatandaşın devlete ve sisteme olan inancını içten içe kemirir.

“Hukuk, sadece kanun maddelerinin soğuk metinlerinden ibaret değildir. Hukukun gerçek gücü, metinlerin katılığında değil; bir kadının gece vakti eve dönerken arkasına bakmama, bir babanın evladını sokağa çıkarırken ‘Nasıl olsa kanun var’ diyebilme güvenindedir.”

Suç işleyen birinin “Nasıl olsa ilk kapıdan serbest kalırım”, “Adli kontrol şartıyla yırtarım” rahatlığıyla aramızda gezindiği bir vasatta; ne kolluk kuvvetlerinin gece gündüz sürdürdüğü mesainin bir anlamı kalır ne de güvenlik politikalarının. Bir suçlunun gözaltına alınıp arka kapıdan serbest bırakıldığı ya da kamu vicdanını yaralayan kararların peş peşe geldiği her an; toplum kendi adaletini arama, kendi kabuğuna çekilme veya tamamen hissizleşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Bürokratik labirentlerin, uzayan yargılama süreçlerinin, af beklentilerinin ve faile göre esneyen kuralların gölgesinden sıyrılmak bugün en acil görevdir. Süreçlerin şeffaflaştığı, ceza-infaz dengesinin amasız sağlandığı bir adalet mekanizması kurulmadıkça; ne ekonomik refahı koruyabiliriz ne de toplumsal huzuru. Çünkü adaletin kuruduğu bir toprakta, hiçbir gelecek yeşermez.

Berzan KESKİN

Yazarın profiline ve diğer yazılarına git