Gençler Neden Gelecek Hayali Kuramıyor?
Bir gence “Kendini beş yıl sonra nerede görüyorsun?” diye sorduğunuzda, eskiden bu sorunun karşılığı çoğunlukla bir meslek, bir ev, kurulacak bir aile, başka bir şehir ya da gerçekleştirilecek bir hayaldi. Bugün ise aynı soru birçok genç için cevabı kolay olmayan bir belirsizliğe dönüşmüş durumda. Sorun gençlerin hayal kurmayı unutması değil. Asıl sorun, kurdukları hayalle bugün arasında yürünebilir bir yol görememeleri.
Bir insanın geleceğe ilişkin plan yapabilmesi için öncelikle yarının bugünden bütünüyle kopmayacağına inanması gerekir. Oysa ekonomik belirsizlik, hayat pahalılığı, barınma maliyetleri, iş bulma kaygısı ve gelirlerin yaşam maliyetleri karşısındaki durumu gençlerin önündeki zaman ufkunu giderek daraltıyor.
Beş yıl sonrasını düşünmesi gereken genç, gelecek ayın kirasını; kariyerini planlaması gereken üniversiteli, mezun olduğunda iş bulup bulamayacağını; kendi hayatını kurmak isteyen çalışan ise ailesinden ekonomik olarak ne zaman bağımsızlaşabileceğini düşünüyor.
Böyle bir ortamda gelecek, planlanan bir yer olmaktan çıkıp ulaşılması gereken bir sonraki aya dönüşüyor.
DİPLOMA ARTIK TEK BAŞINA BİR GELECEK VAADİ DEĞİL
Uzun yıllar gençlere oldukça basit bir denklem anlatıldı: İyi eğitim al, çalış, meslek sahibi ol ve kendi hayatını kur. Bugün bu denklem eskisi kadar doğrusal işlemiyor.
Üniversite diploması önemli olmaya devam ediyor ancak tek başına istikrarlı bir işe, yeterli gelire veya ekonomik bağımsızlığa ulaşmanın garantisi değil. Eğitim ile çalışma hayatı arasındaki bağ zayıfladığında genç yalnızca iş aramıyor; yıllarca verdiği emeğin karşılığının olup olmadığını da sorguluyor.
Tam da burada mesele ekonominin sınırlarını aşıyor. Çünkü gençlerin geleceğe güvenebilmesi için yalnızca iş imkanına değil, fırsat eşitliğine ve liyakate duyulan güvene de ihtiyaç var. Bir genç başarının bilgiye, emeğe ve yeteneğe bağlı olduğuna inanıyorsa mücadele etmeye devam eder. Ancak sonucu başka ilişkilerin belirlediğini düşünmeye başladığında yalnızca sisteme değil, kendi çabasının anlamına ilişkin inancı da zedelenir. Bu nedenle liyakat yalnızca kamu yönetiminin teknik bir meselesi değildir. Aynı zamanda gençlere verilen toplumsal bir sözdür: “Çalışırsan karşılığını alabilirsin.”
EV, ARABA, AİLE… HEDEFLER NEDEN UZAKLAŞTI?
Önceki kuşakların genç yaşlarda ulaşabildiği bazı hedefler bugünün gençleri açısından çok daha yüksek maliyetlere sahip. Ev sahibi olmak, tek başına eve çıkmak, otomobil almak, evlenmek, çocuk sahibi olmak veya sermaye biriktirerek kendi işini kurmak artık birçok genç açısından uzun vadeli ekonomik hesap gerektiriyor.
Burada kuşaklar arasında yapılan “Biz de gençken zorlandık” karşılaştırması meseleyi açıklamaya yetmiyor. Her kuşak kendi döneminin güçlüklerini yaşadı. Tartışılması gereken, bugünkü gencin elde ettiği gelirle temel hedeflere ulaşabilmesi için ne kadar süre çalışması gerektiğidir.
Bir insan sürekli çalışmasına rağmen hayatının ilerlemediğini hissediyorsa, sorun yalnızca satın alma gücü değildir. İlerleme duygusu da kaybolur. Ve insanı geleceğe bağlayan şeylerden biri tam olarak budur: Bugünkü emeğinin yarın hayatında bir şeyleri değiştireceğine inanmak.
GENÇLER HAYALSİZ DEĞİL, HAYALLER YÖN DEĞİŞTİRİYOR
Bütün gençleri umutsuz bir kuşak olarak tanımlamak da büyük bir hata olur. Bugünün gençleri son derece farklı yollar arıyor. Geleneksel kariyer modellerinin dışında girişimciliğe, teknolojiye, dijital mesleklere, uzaktan çalışmaya ve uluslararası iş imkanlarına yöneliyorlar. Bazıları eğitimini veya kariyerini yurt dışında sürdürmenin yollarını araştırıyor. Dolayısıyla ortada hayalsizlikten çok hayallerin biçim değiştirmesi var.
Ancak üzerinde düşünmemiz gereken başka bir mesele bulunuyor: Neden bir gencin geleceğini kurabilmesinin ön koşulu, doğduğu şehirden hatta ülkesinden ayrılmak olarak görülmeye başlanıyor?
Yurt dışında okumak veya çalışmak elbette başlı başına olumsuz değildir. Gençlerin dünyayı tanıması, farklı ülkelerde deneyim kazanması ve uluslararası hareketliliğin artması değerlidir. Sorun, gitmenin bir tercih olmaktan çıkıp tek çıkış yolu gibi algılanmasıdır.
Başarılı bir ülkenin amacı gençlerini sınırların içinde tutmak değil; kalmak isteyenin kalabildiği, gitmek isteyenin deneyim kazanıp geri dönmeyi de düşünebildiği bir düzen kurmak olmalıdır.
ÇÖZÜMÜ SADECE GENÇLERDE ARAMAK YANLIŞ
Gençlere sürekli “Kendinizi geliştirin” demek kolay. Yabancı dil öğrenmeleri, teknolojiye hakim olmaları, staj yapmaları, girişimci olmaları, sosyal becerilerini geliştirmeleri ve dünyayı takip etmeleri elbette önemli. Fakat bütün sorumluluğu bireyin omuzlarına bırakamayız. Bir ülkede gençlerin geleceğe güveni azalıyorsa çözüm motivasyon seminerleri değildir.
Çözümün ilk ayağı öngörülebilirliktir. Genç, bugün aldığı ücretin birkaç ay sonra ne ifade edeceğini, eğitimini tamamladığında nasıl bir çalışma hayatıyla karşılaşacağını ve kurallara uyduğunda sistemin kendisini koruyacağını bilmek ister.
İkinci ayağı barınmadır. Öğrenciler ve çalışma hayatına yeni giren gençler için erişilebilir yurtların, kiralık konutların ve sosyal konut modellerinin geliştirilmesi yalnızca konut politikası değildir. Gençlerin bağımsızlaşmasını sağlayan bir sosyal politikadır.
Üçüncüsü eğitim-istihdam ilişkisinin yeniden kurulmasıdır. Üniversitelerin yalnızca diploma veren kurumlar olmaktan çıkarak sektörler, yerel yönetimler ve meslek kuruluşlarıyla daha güçlü ilişkiler geliştirmesi gerekir. Öğrencinin mezuniyetinden önce gerçek çalışma deneyimi kazanabileceği nitelikli staj ve ilk iş programları yaygınlaştırılmalıdır.
Dördüncüsü ise genç girişimciliğinin önündeki başlangıç maliyetlerini azaltmaktır. Her genç kamu çalışanı veya ücretli çalışan olmak zorunda değil. Fikri olan gençlerin küçük sermayelere, ortak çalışma alanlarına, mentorluk imkanlarına ve bürokratik kolaylıklara erişebilmesi gerekir.
Yani gençlerden daha büyük hayaller kurmalarını istemeden önce, o hayallere ulaşabilecekleri yolları açık tutmak zorundayız.
Çünkü bugün birçok gencin problemi hayalinin olmaması değil.
Hayali var. Yeteneği var. Enerjisi var.
Eksik olan, bütün bunları yarına taşıyabileceğine dair güven.
Ve belki de asıl soru “Gençler neden gelecek hayali kuramıyor?” değil.
Biz gençlere hayal kurabilecekleri nasıl bir gelecek bırakıyoruz? olmalıdır.

Esra ÖNEN
Yazarın profiline ve diğer yazılarına git

